Turan Türker Kimdir?

2022 Yılı Birincilik Ödülü - Gözde KAPLAN

Konu: Aydın KÖKSAL: Türk Dili ve Teknoloji

 

Aydın KÖKSAL: BİLİM VE BİLİŞİM DİLİNİN TÜRKÇELEŞMESİ

 

Kültürel Aktarımda İletişim

 

Bir kültürün varlığını sürdürebilmesi, sosyal yapıyı ve dokuyu oluşturan kitlelerin, müşterek kültürü, kimlik ve kişilik göstergesi olarak kabul edilip yaşatmalarına bağlıdır. Sosyal değer ve normların belirlediği kültürel kimlik, kaynağında mensubiyet şuuru bulunan millî benlikle beslenerek sahip olunan tarihî birlikteliğin de katkısıyla, insanlarda yüksek bir sorumluluk bilinci oluşturur. Tarihî ve kültürel birlikteliğe sahip olan insanlar, sosyal normların da şekillendirmesiyle, ortak değerler doğrultusunda, aynı amaca ulaşmak için çaba sarf ederler.

 

Kültür hayatının temelini oluşturan, insanlık tarihi kadar eski olan iletişim, toplumu meydana getiren insanların duygu, düşünce ve yargılarını ifade eden anlam yüklü mesajların aktarımıdır. İletişim, ortamlar ve konular ile ilgili kişiler arasında bağlantı kuran bir mekanizma özelliği gösterir (Eker 2016: 399-400).

 

İnsan / Teknoloji ve Gelenek

 

Hayal gücünü, zorlayan teknolojik gelişme ve değişmelerin yaşandığı yüzyılımızda, baş döndürücü yeniliklerle karşılaşan insan, maddî ihtiyaçlarının yanı sıra, sosyalleşmenin gereği manevî tatmine de ihtiyaç hissetmektedir. Teknoloji ve bilimin hızla hayatın her ânına ve alanına nüfuz ettiği günümüz dünyasında, geleneksel değerler, aslını yitirmeden modern değerlerle sentez yaratarak varlığını devam ettirmektedir.

 

Bir milletin hayatında millî kimliği belirleyen kültür taşıyıcıları, sözlü ve yazılı ifade gelenekleridir. Her iki gelenek arasındaki ilişki, kültürü oluşturan; birbirini etkileyerek gelişen maddî manevî faaliyetler arasındaki ilişkiye benzer. Sözlü kültür unsurlarının sürekliliği; fonksiyon, yapı ve muhteva değişmeleri, yerlerini yeni unsurlara terk etmeleri, ortak kabulleri yaratan topluluğun bunlara karşı takınacağı tavra bağlıdır. Resmî olmayıp gönüllü katılım hususiyeti gösteren her ortak kabul, kendini yaşatan bir gelenek taşır. Bu gelenekler, millî kimliği paylaşan bütün üyeler tarafından tam anlamıyla bilinmese de istinad ettikleri temel vasıflar itibariyle tanındıklarından, toplumu oluşturan üyelerin, benzer olaylar karşısında ortak tavır takınmalarına sebep olur (Yıldırım 1998: 37-38).

 

Sözlü Kültür (Birincil Sözlü Kültür) Ortamından Yazılı Kültür ve Elektronik Kültür (İkincil Sözlü Kültür) Ortamına

 

Kültürü meydana getiren gelenekler, insanlık tarihinin yaşadığı üç kültür sürecinde; sözlü, yazılı ve elektronik kültür ortamlarında değerlendirildiğinde, farklı sosyo-kültürel bağlamlarda, yeni yapılanmaların ortaya çıktığı görülecektir. İnsanlığın geçirdiği evrim boyunca, sözlü ve yazılı kültür arasındaki ayrım, ancak elektronik çağda algılanmaya başlamıştır. ‘‘Elektronik çağ, ‘ikincil sözlü kültür’ çağıdır; varlığını yazı ve matbaa teknolojilerine dayanan telefon, radyo ve televizyona özgü sözlü kültürün çağıdır’’(Ong 1995: 15). Sözellikte yazı, vazgeçilmez bir özelliğe sahip değilken; yazılı kültürde söz, dilin gücünü ortaya koyan aslî unsur olarak görülmektedir. ‘‘Sözlü kültürlerin ürettiği, sanat ve insanlık değerleri açısından son derece üstün sözel edimler, insan ruhuna yazının taht kurmasıyla yiter ve bir daha yaratılamaz. Buna karşılık, yazı olmadan insan bilinci gizilgücünden istediği gibi yararlanamaz, başka bazı güzel ve güçlü yapıtlar üretemez. Bu bağlamda sözlü kültür, yazı üretmek zorundadır ve üretecektir de’’ (Ong 1995: 27-28).

 

Sözel kültür ortamını ve eserlerini anlamak, yazılı ve elektronik kültür ortamını değerlendirmede önemli anahtardır. ‘‘Sözelliğin algılayış çerçevesine girmeye çalışmak çok önemli, çünkü az çok herkesin geçtiği ve sonra da unuttuğu bu dönem, okuryazarlığın temelini oluşturur… Gerçek yaşamın dokusu içine yedirilmiş nasihatler bilgeliğe dönüşür. Sözlü kültürlerin masalcıları, modern yazılı kültürlerin yitirdiği bir kavram olan bilge insan konumuna gelirler’’ (Sanders 1999: 14-15). Atasözü, deyim gibi ‘kalıp, kalıplaşmış’ ifadelerin sözlü kültürdeki işlevi, yazılı ve elektronik kültürdeki işlevinden daha etkili ve önemlidir (Ong 1995: 40).

 

Walter Ong (1995:51)’un ifadesiyle ‘‘Sözlü kültürlerde toplumun ortak malı olan hazır kalıplar ve yoğun biçimlendirmeler, yazılı kültürde yazının üstlendiği görevlerden bazılarını görürken, elbette, deneyimlerin zihinsel düzenlenişini, düşüncenin tarzını da belirler. Her deyiş, her düşünce, bir ölçüde kalıplaşmıştır; çünkü her kelime ve her kelimenin içerdiği kavram, bir tür kalıp, deneyimlerden kaynaklanan verileri işlemenin değişmez bir yolu olup deneyim ve irdelemenin zihinsel düzenlenişini belirler ve belleğimizde yer etmesine yarar.’’ Sözlü kültürün düşünceyi kalıplarla sunma biçimi, tarihî ve kültürel birikimi beraberinde getirdiğinden, sözelliğin unutulup yok olmasına karşı alınan en önemli ve etkili tedbir olan bu kalıp ifadeler, yazılı veya elektronik kültür ortamında yok olmayıp farklı formatlarda varlığını sürdürmektedir.

 

Türkçenin Bilişim Dili Olmasında Aydın Köksal’ın Katkıları

 

‘Türkçe bilim dili olur mu?’, ‘Türkçe, hızla gelişen teknik bilime (teknolojiye) uyum sağlamada ne derece yeterlidir?’ gibi pek çok sorun, bugün Türkiye’de çeşitli bilim ve öğretim çevrelerinde tartışılagelmektedir. Burada, asıl önemli sorun şudur: Türkler, bilim ve teknik bilimi (teknolojiyi), başka bir deyişle mesleklerini, kendi aralarında doğrudan iletişim kuramadan nasıl uygulayabilecektir?

 

Türkçenin bilişim dili olmasında ve bilişim terimlerinin Türkçe ek ve köklerden üretilmesinde Aydın Köksal’ın büyük katkıları olmuştur. ‘Türkçe Bilim Sözleri: Bir Deneyim’ (Köksal 2001: 14-21) başlıklı yazısında konuyla ilgili bazı önerilerde bulunmuştur:

 

• ‘Bilim sözü’ ya da ‘terim’ kavramı doğru tanımlanmalıdır.
• Tutarlı ilkeler başlangıçta doğru olarak saptanmalıdır.
• Başka ulusların deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
• Türkçenin yapısal olanaklarından, zenginliğinden ve güzelliğinden yararlanılmalıdır.
• Terim üreten kişi, hem ilgili bilim alanının uzmanı olmalı hem de Türkçeyi (ve üzerinde çalıştığı bilim dillerini) köken bilgisi, biçim bilgisi, anlam bilgisi ve ses bilgisi düzeylerinde derinlemesine incelemiş, öğrenmiş olmalıdır.
• Zayıf, karmaşık, sevimsiz ya da duraksamalı bir çözümü öneri olarak ileri sürmekten kaçınılmalıdır. Yeni terim önerisinin, çok sayıda seçenek üzerinde yoğun bir hazırlıktan sonra açıklanması, ivecen davranılmaması gerekir.
• Her yeni terim önerisi için arayış aşamasında, yoklamalarla, her düzeyde çeşitli kullanıcı çevrelerinden geri bildirim alınmalıdır.
• Uygun terim bir kez seçildikten ve küçük de olsa Türkçeyi seven, sağduyulu bir çevrede benimsendikten sonra süreklilik ve vazgeçmeme çok önemlidir.

 

Yeni terimlerin özenle seçilip doğru bilimsel yöntemlerle önerilmesi ne denli önemli ise terimin yerleştirilmesinde doğru yöntem ve yaklaşımları benimsemek de bir o kadar önemlidir. Bu noktada, yeni türetilen terimlerin sürekli olarak gündemde tutulması ve bir sözlük yayımlanması da kritik bir noktaya işaret etmektedir. Sözlük yayımlama konusunda ne çok erken davranılmalı ne de geç kalınmalıdır. Kelime dile yerleştiği an yayımlanmalıdır. Ayrıca dile yerleşme olasılığı düşük önerilerin sözlüğe alınmaması konusunda da ihtiyatlı davranılıp ilk başta sadece sağlam önerilerle yetinilmelidir.

Köksal’ın terimlerin seçilmesi konusunda önerdiği ilkeler (2001: 6) de oldukça dikkat çekici ve bir o kadar da önemlidir:

 

• Olabildiğince Türkçe kök ve ekler kullanılmalı; bir terim ya da sözcük için karşılık aranırken yabancı dilden gelen karşılıklar yerine doğrudan Türkçe olanlar seçilmeli.

• Üzerinde çalışılan bilim alanında ya da başka bir bilim alanında, araştırılan kavram ya da yakın bir kavram için daha önce önerilmiş uygun bir sözcük varsa öncelikle bu öneri benimsenerek kullanımı pekiştirilmeli.

• Olabildiğince kolay anlaşılır ve kolay söylenir nitelikte, kolayca benimsenebilecek karşılıklar seçilmeli.

• Bir nesne ya da kavramın adı, genel dilde yaşayan bir sözcük olarak varsa bu sözcük olduğu gibi, bilimsel/teknik terim olarak benimsenmeli. Örn. kütük, damga, bellek böyle seçilmiş bilişim terimleridir.

• Türkçenin sözcük türetme olanaklarıyla en işlek ekleri kullanılmalı, doğrudan anlatım tercih edilmelidir. Bulunacak karşılık, Türkçenin ses bilgisi anlam bilgisi ve biçim bilgisine uymalı; güzel ve doğrudan anlatım özelliği göstermelidir. Örn. belgelendirme değil belgeleme, olabilirlik değil olurluk.

• Bir terim ya da sözcük için belli bir anlama gelen birden çok karşılık kullanılmamalı. Örn. ‘iletişim’ sözcüğüyle birlikte ‘muhabere, haberleşme, komünikasyon, telekomünikasyon’ gibi sözcüklerin dilde, başka başka yerlerde eş anlamlı olarak kullanılması insanları şaşırtır, toplumda bilimsel düşüncenin gelişmesini engeller.

• Sözcüklerle birlikte, o sözcüğü içeren tamlamalar, benzer kavramlar, yakın anlamlı kavramlar da ele alınıp bunların tümüne, tutarlı bir dizge içinde karşılıklar bulunmalı.

• Sözcük ve terimlerin günlük yaşamda kullanılan karşılıkları değil, bilişim alanındaki karşılıkları Bilişim Terimleri Sözlüğü’ne alınmalı.

• Karşılık aranırken bire bir çeviriden çok, ‘nesne’yi, ‘kavram’ı ya da ‘işlevi’i gösteren bir karşılık seçilmeli.

• Karşılık saptama sırasında üzerinde uzlaşılamayan öneriler bir süre ertelenmelidir.

 

Türkçede kullanılması gereken bilişim terimlerini Türkçeleştirme noktasında bazı problemler de ortaya çıkmaktadır. Bu sorulardan birisi; terimler, işlevlerine göre bir anlam yüklenerek mi yoksa birebir mi çevrilmesi gerektiği sorusudur. En kolay yöntem, İngilizce terimlerin birebir karşılıklarını bulmak gibi görünse de Türkçeye çevrilmek istenen sözcüklerden bazılarının İngilizcedeki anlamlarının bile işlevlerine ilişkin bir ipucu verememesidir. Buna en güzel örnek, ‘bluetooth’ sözcüğüdür. ‘Bluetooth’ birebir Türkçeye çevrildiğinde ‘mavidiş’ anlamına gelmektedir. Ancak, ‘mavidiş’, bu uygulamanın işlevini bilmeyen bir kişi için hiçbir anlam ifade etmeyeceği de âşikârdır. Bu terimi bulan/bulanlar, belki de ‘kısa mesafeli kablosuz cihaz bağlantısını sağlayan uygulama’ gibi bir tümceyi bir anda çağrıştıracak başka bir sözcük bulamadıkları için akıllarına gelen, bizim için çok da anlam taşımayan iki sözcüğü kullandılar belki de. Bu örnekte olduğu gibi, özgün dilinde bir anlamı ya da mantıksal karşılığı olmayan terimler için yabancı bir dilden yapılan birebir çevirilerde sorun yaşanması olasılık dâhilinde. Kaldı ki yabancı kökenli sözcükler kendi dilinde de duyulduğunda hemen anlaşılabilir bir karşılık taşımayabilir; bir addan, bir kısaltmadan türetilmiş olabilir.

 

Terimlerin Türkçeleştirilmesi konusu bizde, özellikle, Tanzimat ve Millî edebiyat dönemlerinde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Millî edebiyat döneminde Genç Kalemler dergisinin 1911 yılında yayımlamış olduğu Yeni Lisan makalesinde vurgulanan ‘dilde sadeleşme’, ‘millî benlik kavramı’, ‘dilimizden yabancı sözcüklerin tasfiyesi’, ‘Türk dilinin de diğer diller gibi terim üretmedeki zenginliği’ vb. konularla birlikte ciddi adımlar atılmıştır. Bu adı zikredilen dönemlerde olduğu gibi günümüz bilişim teknik bilimlerinde de gerekli çalışmalarla kendi terimlerimizi üretebilir, üretemiyorsak bile üretilmiş terimleri toplumun anlayacağı biçimde, işlevine uygun bir şekilde Türkçeleştirebiliriz.

 

Bilişim terimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, Türkçeleştirilecek yabancı sözcüğün öncelikle hangi kavrama karşılık geldiğinin belirlenmesi, bunun için de birçok dilin sözlüğünden yararlanmak, akla ilk gelen Türkçe karşılığın değil, yabancı dildeki yakın anlamlı sözcük ve terimlerin Türkçe karşılıklarının da düşünülmesi; Türkçede daha uygun bir terimin bulunması amacıyla bir sözcüğün sadece tek bir dildeki karşılığıyla yetinmek yerine birden fazla yabancı dildeki karşılıklarının da araştırılması gerekir. Örneğin, İngilizce ‘wizard’ sözcüğünün karşılığı olan ‘sihirbaz’ sözcüğü yerine Fransızca ‘assistant’ sözcüğünün karşılığı olan ‘yardımcı’ sözcüğünü seçmek gibi.

 

Türkçe, terimlerin Türkçeleştirilmesinde bize pek çok olanak sunmaktadır. Sözcük kaynağı açısından varsıllığı (zenginliği), sözcüklerde sesli ve sessiz uyum kuralının olması, kök anlamlarının değişmezliği, sözcük sonlarına yapılacak eklerle pek çok yeni sözcük oluşturabilme özelliği, sözcük köklerinin kırılmadan, bükülmeden söylenebilmesi, yazıldığı gibi okunabilmesi Türkçenin güçlü yanlarından bazılarını oluşturmaktadır. Bu nedenle, yabancı bir terimle karşılaşıldığında ilk olarak kendimize, ‘Türkçede bu sözcüğü karşılayacak bir sözcük var mı?’ sorusunu sormamız ve Türkçesi varken de yabancı kökenli sözcükleri değil Türkçesini kullanmamız gerekir. Her şeyden önce kendimizi doğru bir şekilde ifade edebilmek ve karşımızdakilerle sağlıklı bir iletişim kurmak için gereken özeni göstermemiz gerekir.

 

Bugün yaygın bir şekilde kullandığımız ‘bilişim’, ‘bilgisayar’, ‘yazılım’ ve ‘donanım’ sözcüklerinin isim babası olan Aydın Köksal, ‘Adı Bilgisayar Olsun’ kitabında, bilişim ve yazılım sözcükleri ile ilgili olarak şunları aktarmaktadır:

 

‘‘Bilişim sözcüğünü, ‘informatics’ olarak adlandırılan bilim ve meslek alanının Türkçe adı olarak, 1970’te bilginin akışkan, devingen durumunu ve bu akışkanlığı sağlayan bilişim dizgelerini tanımlamak üzere, dönüşlü/işteş çatıyı kullanarak ‘bilmek’ eyleminden ad olarak türettim. ‘Bilişmek’ sözcüğünün Yunus’un deyişinde 700 yıl önce de kullanılmış olduğunu yıllarca sonra öğrendim.’’

‘‘…
Beri gel barışalım
Yad isen bilişelim
…’’ dizelerinde de görüldüğü üzere ‘bilişmek’ sözcüğü bize ait, bizden çıkan bir kavramdır. Buradaki ‘yad’ sözcüğü yabancı anlamında iken, ‘bilişmek’ ise karşılıklı olarak birbirini tanımak anlamındadır.
Birçok dilde, bilişimle ilgili sözcüklerin çoğunlukla İngilizcesi benimsenmişken bizler, ‘informatics’ yerine bilişim, ‘computer’ yerine ‘bilgisayar’ ‘hardware’ yerine donanım, ‘software’ yerine yazılım terimlerini kullanmaktayız. Şüphesiz bu kullanımlarda Aydın Köksal’ın katkıları son derece önemlidir.

 

Ülkemize gelmekte olan yeni ve yabancı terimlerin zamanında karşılanabilmesi için dille ilgili çalışmaların hiç durmaması gerekiyor. Dil de yaşayan bir organizma gibi zamana bağlı olarak birtakım değişim ve dönüşümler geçirmektedir. Önemli olan, bu değişim ve dönüşüm sırasında yabancı dillerden zarar görmesini engellemek, tıpkı bilişim alanında olduğu gibi yaşamın pek çok diğer alanında da Türkçenin kullanımına gereken hassasiyeti göstermeliyiz.

 

Kültürel Bir Erozyon Olarak Yabancı Dilde Eğitim

 

Aydın Köksal, bilim ve bilişim dilinin Türkçeleştirilmesi üzerine yaptığı önemli katkılarının yanı sıra, eğitim, dil, yabancı dille eğitim konusuna da değinmiş bir aydınımızdır. Ona göre yabancı dille eğitim, büyük bir tuzaktır. Çünkü yabancı dille eğitim yapıldığında insanların çoğu, çevreleriyle, doğayla ve kendi doğalarıyla iletişim kurma yeteneklerini yitirip kendi uluslarına karşı güven duygularını da kaybederler. Ayrıca zamanla öz saygısını yitirmiş dışa bağımlı bireyler hâline dönüşürler.

 

Ana dili adı verilen ilk dilin çok iyi öğrenilmesi, ileride kişinin istediği yabancı dili de rahatlıkla öğrenebilmesi için gereken bilişsel temeli ve alt yapıyı sağlar. Eğer ki bir kişi ana dilini yeterince iyi bilmiyorsa başka bir dili öğrenmesi de o oranda güçleşecektir.

 

Elbette çocuklar ve gençlere, okullarda en az bir dilde yabancı dil eğitimi verilmelidir. Ancak yabancı dille eğitim verilmemelidir. Baktığımız zaman, yabancı dille eğitim uzun dönemde Türk ulusunun gelişmesinde, bağımsız bir şekilde varlığını sürdürmesinde ve ulus olma bilincinde bazı yaralar açacaktır. Zamanla, bugün için bir bilim ve eğitim dili olan Türkçe önemini yitirecektir. Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, Cumhuriyet’in ilk aylarında, Öğretimin Birleştirilmesi Yasasını (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) çıkarmış ve birkaç okul dışında, yabancı dille eğitimi yasaklamıştır. Bu yasayla birlikte, yurttaşlık bilinci, halkçı aydınlanma ve uluslaşma sağlanmıştır.

 

Eğer ‘yabancı dil eğitimi’ verilecekse çağdaş yöntemler iyi bir şekilde uygulanmalıdır. Uygulanmadığı takdirde nitelikli bir eğitimden de söz edilemeyecektir. Yabancı dilde eğitimin öğrenciler açısından yarattığı bazı olumsuzluklar vardır:

 

1. Yabancı dille eğitim yöntemi ile gençler ne fizik, kimya, matematik, biyoloji gibi temel bilimleri ne de yabancı dili öğrenebilmektedir.

2. Yabancı dille eğitimde, öğrencinin öğrenme isteğini, bilime ilgisini ve kendine güvenini yitirmesine; toplumsal düzeyde ise ulusuna, devletine, ana diline, kültürüne olan güvenini ve bağlılığını yitirmesine yol açmaktadır.

3. Uluslaşma süreci içinde, kimi toplumların ana dilleri, kurdukları devletlerin anayasalarında ‘ulusal dil’ olarak tanımlanmıştır. Ana dili gibi ulusal dilin de tecimsel (ticari), siyasal, yazınsal, kültürel bir önemi ve ayrıcalığı vardır. Bu önem ve ayrıcalık, ana dili gibi ulusal dilin de yabancı dilden ayırt edilmesini gerektirir.

 

Sonuç olarak ‘yabancı dille eğitim’, hem öğrencilerimizin hem öğretmenlerimizin başarılarını engelleyen hem de uzun dönemde Türkçenin bilim dili olarak gerilemesine, ulusal dil niteliğini yavaş yavaş yitirmesine neden olacak sakıncalı bir yoldur. Çünkü uluslaşma da aydınlanma da yeniden doğuş da bütün uluslar için hep ana dille yapılan eğitim sayesinde olmuştur. Hâlâ yabancı dille eğitim sürdürülmeye devam edildiği takdirde ise Türk ulusu dağılma noktasına gelecektir.

 

Bu bağlamda, sözlü kültür ortamından dijital-elektronik kültür ortamına normatif yapılar içerisinde aktarımı sağlanan Türk dili, kendisine aradığı yeni varlık alanını bilim ve bilişim alanında bulmuştur. Türkçe, bilişim alanında sahip olduğu kelimelerin kullanım yaygınlığı ve Türkçe düşünüşe uygun kuşaklararası etkileşim ile dijital kültür ortamının içerisinde yer alacaktır.

 

Türkçenin yeni varlık alanında gerçekleştireceği ‘yeni varoluş’, Türk dilinin dijital ortamda da varlığını güvence altına alarak dil ve kültür emperyalizmine karşı Türk düşüncesi ve kolektif bilincinin korunmasına ve sürdürülmesine katkıda bulunacaktır.

 

Yunus’un Orta Asya bozkırlarından, güneşin doğduğu yer olan Horasan topraklarından Anadolu coğrafyasına getirdiği ‘sevgi dili Türkçe’, XXI. yüzyıl içerisinde ‘bilişerek’ öz varlığını devam ettirecektir. Bu nedenle bilgi çağı toplumlarına uygun olarak ‘bilim ve bilişim dili Türkçe’, XX. ve XXI. yüzyıllar başta olmak üzere gelecek yüzyılların bilgi dili olarak üstlendiği tarihsel misyonunu sürdürerek yeni tohumların ve yeniden oluşun sembolü ‘Zümrüdüanka kuşu’ olmaya devam edecektir.

 

 

 

KAYNAKÇA
EKER, Gülin Öğüt (2016). Türk Halk Edebiyatı El Kitabı (Ed. Öcal Oğuz), Ankara: Grafiker Yayınları.
KÖKSAL, Aydın (2001). Türkçe Bilim Sözleri: Bir Deneyim, Bilim ve Ütopya,s.80, 14-21.
KÖKSAL, Aydın (2010). Adı Bilgisayar Olsun, İstanbul: Cumhuriyet Yayınları. Ong, Walter J. (1995). Sözlü ve Yazılı Kültür Sözün Teknolojileşmesi (Çev. Sema Postacıoğlu Banon), İstanbul: Metis Yayınları.
SANDERS, Barry (1999). Öküzün A’sı Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi (Çev. Şehnaz Tahir) İstanbul: Ayrıntı Yayınları. YILDIRIM, Dursun (1998). Türk Sözel Kültüründe Süreklilik <Osmanlı Hanedanlığı Döneminden Cumhuriyete>, Türkbilig, Türkoloji Araştırmaları: 2000 (1).

 

Turan Türker Kimdir? | Turan Türker Yazı Yarışması | Haberler | Anasayfa

Adres : Güniz Sok. No:14/11 Kavaklıdere - Ankara E-posta: tst@ada.net.tr